top of page

İnsanın Fabrika Ayarları -2- Sinan Canan

  • Yazarın fotoğrafı: HBDivarcı
    HBDivarcı
  • 21 Nis
  • 2 dakikada okunur

Halbuki gerek günlük tecrübelerimiz gerekse son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, belirsizlik ve değişkenlik durumlarında beynin öğrenme yeteneğinin en üst düzeyde olduğunu açıkça gösterir. Alıştığımız konfor alanının bizi tembelleştirdiğini, beynimizin öğrenme ve yenilik üretme mekanizmalarını yavaşlattığını gayet iyi biliyoruz. Bilimsel çalışmalar da aynı söylüyor: Belirsizlik halleri beyni uyandırır ve öğrenme yeteneğini en üst düzeye çıkartır.


Yaratıcı insanlar arasında melankoli, depresyon, şizofreni, davranış ve madde bağımlılığı gibi durumların daha sık görülmesi de bu araştırmaların bulgularını destekler nitelikteki sonuçlardan bazıları gibi gözüküyor. Elimizdeki veriler kesin bir şeyler söylemek için yeterli olmasa da insanların yaratıcı düşünceler üretme açısından pek de eşit olmadıkları gerçeği göz önüne alınırsa bu farklılığın biyolojik bir temele dayandığını düşünmek gayet mantıklı hale geliyor. Bu sayede topluluğu oluşturan bireylerin bir kısmı 'uçuk-kaçık' yaratıcı düşünceler üretebiliyorken, bir kısmı sıkı ve sağlam çalışan filtre sistemleri sayesinde bu fikirleri adımlar halinde hayata geçirebilecek üretim becerisine sahip olabiliyor.


Beynimiz, ana vatanı olan kaos alanına girdiğinde genellikle çok farklı bir çalışma durumuna geçer. Daha önce aklımıza gelmeyen çözümler, gözümüzün önünde olup da göremediğimiz imkânlar, fark edemediğimiz bağlantılar bir anda görünür hale gelir. İşte bu hal, kaosun doğurgan ve yaratıcı tarafıdır.


Popüler kültürde büyük başarılara imza atmış insanların, mesela büyük şirketlerin kurucularının hayat hikâyelerinde genellikle hep buna benzer bir kaosa düşme hikâyesi olması boşuna değildir. Aile sorunları, maddi zorluklar, okuldan atılmalar, savaşlar ve daha birçok benzer kriz, 'hazırlıklı' bazı zihinleri yepyeni imkânlarla tanıştırmaya vesile olur. Olurken kötü gözüken bu tip hadiseler, çoğu zaman çok sonradan 'hayırlara vesile olur.'


İnsan davranışlarına dair bilgilerimizin genel resmine baktığımızda bizi rahatın kendisinden ziyade 'rahat arayışının' motive ettiğini fark ediyoruz. Aynı şey haz için de geçerli; haz arayışı, çoğu zaman hazzın kendisinden daha zevkli bir deneyim oluyor. Bu garip durum, beynimizin ödül devrelerinin ''beklentiye'' ayarlanmış olması ile ilgili. Bu basit ve diğer tüm hayvanlarla paylaştığımız sistem, üst düzey zihinsel özelliklerimizle birleşince, diğer bütün canlılardan farklı bir keşif ve yaratıcılık potansiyelinin temellerini oluşturuyor.


Sorun, sürpriz, rahatsızlık ve zorluklar beynimizin uyanık kalıp çalışması için gereklidir.


Hayatta olmak demek iniş çıkışlar yaşamak, dengesizlikler içinde denge bulmak demektir. Her şeyi dengeli bir hayat bize göre değildir ve ölümle eş değerdir.


Beynimizin yeteneklerini geliştirip güçlendirebilmesi için o yetenekleri kullanabileceğimiz ortamlar gereklidir. Hiç kullanılmayan özellikler zamanla zayıflayarak beyinde körelir ve ulaşılmaz hale gelir. Kullanmadığımız melekelerimiz körelir. Dahası, konforda kalmak için ısrar ettikçe bizi oraya hapseden zihinsel mekanizmalarımız, düşünce kalıplarımız ve cesaretimizi kıran inançlarımıza dair devrelerimiz güç geçtikçe kuvvetlenir. Sonuçta kendimizi, kendi zihinsel bağlantılarımızdan kurulu bir hapishaneye kapatmış gibi hayatımızda hiçbir şeyi değiştiremez hale geliriz. bu acı akıbetin tek ilacı ise bu esaretten cesaretle çıkmaya çalışmak, cesaretle konforu bozma yolları aramaktır.



 
 
 

Yorumlar


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

05397214750

©2020, hbdivarci tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page